Mağlup tankları ürküten çocuk neşideleri*

 

Akşamın karanlığını bekleyip öylece geri çekiliyor tanklar. Gece boyunca çekiliyorlar kimseye görünmeden. Gecenin sessizliğini tiksinti veren motor ve palet sesleri bozuyor.

Tankların içinde suratları kurşun gibi donuk askerler var. Yorgun ve bezgin askerler. Anlamsız bir duygu içinde askerler. Mahzun, mükedder, mağlup!.. Tanklar, daha önce yakıp yıktıkları binaların arasından bu kez zor geçiyor. Uçakların acımasızca bombaladığı şehirlerin yolları, köprüleri yerle bir olmuş. Zor geliyor geri dönmek askerlere. Şafak vakti tankların sesleriyle uyanan çocuklar, bir mağara ağzına benzeyen şekilsiz pencerelerden kirli elleriyle selam verirken, askerlerin yüzleri geriliyor. El sallıyor çocuklar askerlere. Askerler ne yapacaklarını, nasıl karşılık vereceklerini bilemiyor. Muzaffer bir edâyla girdikleri şehirlerden, amaçsız ve sonuçsuz bir hâlde geri çekilince bir garip hisse kapılıyorlar. Halkın zafer taklarıyla ve çiçek yağmurlarıyla karşıladıkları o eski zaman askerlerini içten içe kıskanıyorlar. Haklı bir zaferin kahramanı olamamanın talihsizliğini yaşıyor askerler.

Çocukların askerlere verdiği ders

Tankın gövdesine vidalanmış gibi duran asker, altı yaşlarında başı sargılı yaralı bir çocuğa takılıp kalıyor. Evde bıraktığı hamile eşini düşünüyor bir diğeri. Kolları kopmuş çocuklar, askerlere, geride bıraktıkları sağlıklı ve gürbüz çocuklarını hatırlatıyor. Acaba yatmadan önce sütlerini içtiler mi? Anneleri, üstlerini örttü mü? Derken, hava yavaş yavaş aydınlanıyor. Etraf kırmızıdan sarıya doğru renk değiştirerek açılıyor. Askerler bombaladıkları evlerdeki beşikleri, oyuncakları gündüz gözüyle daha yakından görüyorlar. Güneş yükseldikçe ortaya çıkan vahşet, utançlarını daha da artırıyor askerlerin. Dönüş yolunda içleri deşilmiş evlerden sarkan yarım kalmış mutluluklar, askerleri utandırıyor. Çekiniyor askerler, yoldaki ölgün kadınların yüzlerine bakmaktan. Yollarda ağır yaralı gölgelerden ibaret insan manzaralarından utanıyorlar. Ortada dolaşan evsiz barksız çocuklar, patlak bir lastik topun ardından koşuşuyor. En çok buna üzülüyor askerler. Topçular, bir futbol topuyla mutlu olacak çocukları ateş toplarıyla katlettikleri için kahroluyorlar. Bir aydır evini özlemiş bir asker sık sık saatine bakıyor. Daha çok zaman var eve ulaşmaya. Evlerinden ettikleri insanların özlemini duyuyor bir diğeri, evini özleyince. Köprüleri uçurulmuş yollardan geçerken acı duyuyor askerler. Köprünün taşları arasında kanlı bir elbise duruyor hâlâ. Toza bulanmış bir ayakkabı sahibini merak edip bekliyor yol ortasında. Demir yığınları, yerinden sökülmüş bir hayatı hatırlatıyor. Kim bilir belki de başladıkları işi tam olarak bitirememenin moral bozukluğunu yaşıyor askerler. Şehirler yerle bir edilip bir çöle dönüşseydi, mahzun ve mükedder olmaları da gerekmeyecekti işte. Ama yarım bırakılan her iş gibi, moral bozuyor ortalıkta görünenler!..

Askerler, bir dijital oyundaki ruhsuz ordular gibi yavaş yavaş ilerlerken, birden bir alkış sesi yükseliyor taş yığınları arasından. Sayda’da çocuklar alkışlıyor askerleri. Askerler mağlup olmanın acısını duyuyor alkışlandıkça. Alkışlandıkça küçülüp küçülüp kahroluyorlar. Bir yaşlı adam bastonuna dayanmış seyrediyor geri dönen tankları. Sur’da taze mezarların taşına başörtüleri ve gelinlikler bağlanmış. Bir ordunun beyaz bayrakları gibi sıcak çöl rüzgarlarında dalgalanıyor gelinlikler. Hayata doymamış ergenlerin rüyalarını bölen topları suskun, pis pis dönüyor tanklar. Arkalarında kan ve gözyaşı karışmış kirli yakıt izleri bırakarak…

Yollarda yalınayak yürüyor çocuklar. Güneş yakıyor her şeyi. Her şeyi yakıyor uçaklardan atılan bombalar. Yıkıntılar arasında dolaşan başıboş köpekler ve binlerce sinek, geri dönen tanklardan ürküyorlar. Küçük çocuklar, yıkıntıların arasından bakıyor usulca. Bir çift siyah göz takılıyor bir askerin bakışına, asker ürküyor çocuğun bakışından. Çocuğun keskin bakışı kahır dolu. Çocuğun bakışı çelik zırhlıları delip geçiyor. Bir şeyler arıyor çocuk, yüzlerde. Bir haber, bir özür, bir mahcubiyet!.. Askerler yüzlerini çevirip önlerine bakıyorlar. Bu kez bir çocuk parkı çıkıyor karşılarına. Çocuk cıvıltıları yerine Nasrallah’ın bir posteri duruyor kenarda. Askerlerin morali iyice bozuluyor. Bir ara gözlerini bağlayıp öyle yol almak geçiyor içlerinden. Yol kenarındaki çocukların kemirdikleri ekmek kırıntıları, öğle vaktini hatırlatıyor. Askerler iyice acıktıklarını hissediyorlar. Suyu kesilmiş bir nehir yatağına benziyor her yer. Delik deşik bir hayatı hatırlatan evlerine dönen kadınlar, kendilerini yerlere atıp feryat ediyorlar. Dedelerinin, babalarının hâtıralarını taşıyan evlerini, bir taş yığını olarak görünce kahroluyor kadınlar. Sırtlarında bir lastik emziği boş yere çiğneyen ölgün bakışlı çocuklarıyla yana yakıla ağlıyorlar. Bentjibeil’de kimsesiz çocukları önüne katıp bir meçhule sürükleyen yaşlı bir adam elindeki bastonu yere vurup bir şeyler mırıldanıyor. Kimse anlamıyor ne dediğini. Bir kadın geçiyor önünden, sırtında ayaklarını kaybeden bir çocukla. Çocuk sarkıyor hayata. Ellerini göğe açıp uzun uzun ağlıyor yaşlı adam. Sonra bastonunu boşluğa fırlatıyor öfkeyle.

Bir uzun yolda durmadan ilerliyor kâfile. Bir rüya gibi silik ve yavaşça ilerliyorlar. Nerede ve ne zaman duracaklarını bilmeden yürüyor, yürüyor insanlar. Tanıdık bir şehre ulaşanların, evlerini tanımakta zorluk çeken halleri, acı veriyor en çok. Sokakları birbirine karışmış mahallelerini tanıyamıyor mülteciler. Oturup hatırlamaya çalışıyorlar geçmişin fotoğraflarını. Hafızalarından her şeyi silen tankların acımasız izlerine yalınayak basıyor insanlar. Tank izlerini eziyorlar nasırlı ayaklarıyla. Ayaklarına iniyor bir çelik öfke. Tankları yalınayaklarıyla eziyorlar… Her şeyden ümidin kesildiği yerde, bir ümit doğuyor gökyüzünde. Ansızın bir bulut gölgeliyor mültecileri. Çocuklar başlarını kaldırıp göğe bakıyorlar. Tanıdık bir bulut bu. Sonra ince bir yağmur yağıyor. Sıcak bir yaz günü insanları şaşırtıyor bu yağmur. Çocuğunu gömdüğü yeri arayan kadın, buluyor en sonunda yerini ve bebeğinin mavi emziğini mezar taşına bağladığına dua ediyor. ‘Sınıra daha çok var’ diyor tankçılardan biri.

‘Halid bin Velid ne güzel komutandır’

Arkalarındaki toz bulutunun içinden mültecileri seyrediyor öteki. Olan biteni bir tepenin yamacından izleyen bir grup çocuk, askerlere zafer işaretleri yaparak şiirler okuyorlar: Ni’me sadiku’l kitab (Kitap ne güzel arkadaştır) Ni’me’l kâidu Hâlidübnü’l Velid (Halit bin Velid ne güzel komutandır)

Askerlerden biri çok öfkeleniyor buna. Tankı çocukların üzerine sürmek istiyor. Hepsini tankın altına alıp cezalandırmak için tankını tepeye doğru sürüyor. Tank, tepeye giden yolu bir canavarın gövdesi gibi bölen moloz yığınlarının arasında sıkışıp kalıyor. Askerler, uzun bir uğraştan sonra kurtarıyorlar tankı. Sonra yorgun ve bitkin halde tanklarına dönüyorlar. ‘Bu çocuklarla uğraşmak zor’ diyor biri içinden. İçinden kahrediyor her biri düştükleri bu hâle. Oysa muzaffer askerler gibi, tanklarından inip çocuklarla tokalaşabilirlerdi. Onlarla futbol oynayıp başlarını okşayabilirlerdi. Çocukların kirlenmiş yüzlerini silip onlara güzel bir hayatı sunmak için geldiklerini gösterebilirlerdi… Mağlup yabancılar, geldikleri yollardan evlerine dönerken, eski zaman savaşçılarının asil duygularını hep vicdanlarında hissediyorlardı: Kadınlara, çocuklara, yaşlılara, sakatlara, hastalara, silahsızlara, ekinlere, meyveli ağaçlara ve canlılara dokunmayacaksınız! Büyük ve soylu komutanların bu ulu emirleri, savaşları bir haysiyet gösterisi hâline getirirdi. Mağlup yabancılar ise çelik atlılarıyla en kolayını yapmışlardı. Masumları vurmuşlardı. Okullar, hastaneler, sivil konvoyları, hatta ambulansları hedef almışlardı. Evsiz barksız bir grup haylaz sokak çocuğu, askerlerin arkasından alaylı alaylı bağırıyordu: Tegayyerete’l-bilâdü ve men ‘aleyhâ / Fe-vechü’l-arzi mugabberün kabîhün (Beldeler ve içindekiler değişti / Yeryüzü tozlu ve çirkindir)

 

* Manzume, şiir

DR. SELİM HANCIOĞLU

19 Ağustos 2006, Cumartesi – ZAMAN GAZETESİ

0 Yanıt, “Mağlup tankları ürküten çocuk neşideleri*”



  1. Henüz Yorum Yok

Yorum Yapın




 

Eylül 2008
M T W T F S S
« Aug    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Blog Stats

  • 88 hits